"Tasarım Kaliteleri"
“Tasarım Kaliteleri”
Tarih: 19 Mart 2001
Saat: 14.30
Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı, İstanbul.
Yunus Aran Birlikteliği ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü tarafından Mimar Yunus Aran'ın anısına düzenlenen Konferanslar dizisinin ilk konuşmacısı, ‘Tasarım Kaliteleri’, başlıklı konuşmasıyla Mehmet Konuralp olmuştur.
Konuşma 19 Mart 2001 günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryum'unda gerçekleşmiştir.
Konuşmacı hakkında daha fazla bilgi için http://www.yunusaran.org/mehmet-konuralp adresini ziyaret edebilirsiniz.
Konuşma Özeti
Konuşma özetine ilişkin bilgi yakında yüklenecektir.
“Tasarım Kaliteleri”
Mehmet Konuralp
Mimar Sinan Üniversitesi'nde 19 Mart 2001 günü YUNUS ARAN'ın anısına düzenlenen konferansta Mehmet Konuralp’in “tasanm kaliteleri” isimli konuşması
Bursa'da tasarımda kaliteler şeklinde bildiri için hazırlamıştık. Metinde çok fazla mimari yok, bunun nedenle de, mimarlığın içinde çok fazla mimarlığın olmadığından geliyor; benim kendi ikelerim doğrultusunda böyle görüyorum. Çünkü mimarlık esasında hayatı tanımlamakla başlıyor ve orda bitiyor. Bunu ne kadar iyi özümleyebilirseniz zaten mimarlığın adını takmış oluyorsunuz…. Restrospektif olarak iç dünyamı da yansıtacağı için sanıyorum belirli bir noktaya gelebileceğim.
Konuşmanın ağırlığını hatta hemen hemen hepsini epey senelerdir üzerinde çalıştığım uğraştığım başlıklar oluşturuyor:
SİNYALLER
SEMBOLLER
İŞARETLER
İLK BİÇİMLER YANİ ARKETİPLER
Tabiatta, kainatta bütün canlılar ve cansızlar bir sürü frekanslarda belli SİNYALLER veriyor. Bu frekanslar belli türler içinde anlaşılıyor ve onun dışında pek fazla deşifre edilemiyor. Bu bütün kainatta geçerli, insanlar için de geçerli. Bu sinyalier hepsi kendi içinde bazı vazifeleri ve mesajları taşıyorlar.
Bu mesajlar örnek olarak bizim sadece renk olarak mesajlarla donatılı. Burada tabiatın işlevsel, üreme dürtüsünden kaynaklanan mesajlar. Rengin güzellikle hiçbir alakası yok. Kuş örneği. Sinyaller hiçbir zaman şuurlu ve bilgi içinde olan şeyler değil, tamamen organik ve doğanın o yaratıklara veya o kişilere vermiş olduğu vazife. Portakal örneği. Bangok’ta mabet çiçekleri.
SEMBOLLER ise tabiatla hiç alakası olmayan, tamamen insanın kendi yarattığı ve kendisinden başka de hiçbir yaratıkla paylaşamadığı bir olgu. Sinyaller yorumlanmadıkları sürece tamamen saf bir ses, duyabildiğimiz frekanslar içindekiler mesela kuşlar gibi. Ama duymadığımız bütün yaratıklardaki sesler de mevcut. Bu sanki bir yabancı dili duymak gibi. Bunlardan anlam çıkaramadığımız sürece soyut şekillerden ibaret kalıyor ve yorumlamamız da sadece belli değerlerle oluşuyor:kendilerinlen alakaları yok. Sembol ise bundan bir adım ötede insanın kişi olarak tabiatın dışına çıkmasından itibaren başlayan bir biçimleme ve örnekleyerek o güce yaklaşmak , o gücü belli bir şekilde tasvir ederek o güce karşı güç kazanabilmek; bu kaygıyla başlıyor. Yani bu gördüğümüz kuzey Fransa’daki mağara resimlerinde burada hiçbir sanat kaygısı yok; bu bir sanat değil... Bu tamamen insanoğlunun korkusunu yenmek için veyahut ta avlayacağı hayvanlan aynı güce sahip olup onu daha yakından avlayabilmesi için kullandığı bir sembol dürtüsü. Bu sembol aynı zamanda buradan itibaren iki türlü oluşuyor; bir tanesi tanımadığımız şeyleri veyahutta tanımakta güçlük çektiğimiz şeyleri tasvir ederek, kafamızda o kavramları yaratarak onları sembolleştirdiğimiz takdirde onların bize verdikleri korkuyu yeniyoruz., çok mühim bir miktarda. Diğer taraftan bir de bu sembolleri yaptığımız takdirde, çizdiğimiz takdirde veyahutta tanıdığımız takdirde, onlarla eşleşmiş oluyoruz Bunun tabiatla hiçbir alakası yok. Maske ve büyücü örneği. Güce karşı eşeleşmiş oldukları ve o gücü kendilerinin de kazandıkları , güce karşı aynısını kopya etme. Foto çektirmeme, resme karşı olma olgusu. Kabile örneği. Senegal’de yapı (Alliance franco-senegalaise?’)
Semboller bu şekilde gelişirken, bu sembollerin bir süre sonra dejenere olması söz konusu.... Sembollerin kavram olarak kargaşası.... Dünyevi ve uhrevi olarak ayırdettiğimiz sembollerin napoleonik süreç içinde tamamen devalüe edilmesi Cami üzerinde uçak örneği. Yanıltıcı rol. Yanlış semboller sanki yanlış sinyaller gibi size çok başka anlamlar getirbiliyor. Bu keyfi olduğu için insanlann hangi sembollerle neyi ifade etmek istediği oldukça sübjektif bir şey, fakat sentaktik açıdan yanıltıcı oluyor....
Şişil’deki kitsch: strüktürel morfolojiyi bilenler için kavram kargaşasına sokuyor insan;. Fakat seçilen ögeler çeşitli zamanlardan alınan sembollerin bütünleşmesi şeklinde tezahur ediyor. Yanlış veya doğru değil, ama sentaktik açıdan ne anlattığını anlamak çok kolay değil, kendisinin haricinde. Toplumda sembollerin bir de manevi sorumluğu var. Toplumsal sorumluluk. Bu etapta bu sembollerin bu kadar serbestçe ve rahat bir şekilde birbirlerine karışmalarının arkasında bir, bizim meslek olarak konuşıyım şimdi, post-modernizm diye bir ad var, Bunun tarifinde tabii yine de sentaktik oluşumun zorunluluğunu, ki bunu çok ciddi biçimde hırpaladılar, bulmak mümkün. değil. Hindistan’deki ilk minare, Yugoslavya’da Ağa Han ödülü almış bir camii ve minaresi (Düşeyde vurgulanması minare olduğunu az çok anlatıyor, üstteki sembol müellife ait bir sembol, nedenini anlamak biraz güç. Süsleme de bir sermboller dizisi ama toplumun belli bir kesimine veya kendi içindeki topluluğa o anlamı ifade ediyor sadece. Onun dışına çıktığı zaman çok spesifik olduğu için evrensel, üniversel değerini yitirmeye başlıyor. Bu da bir minare.. .Türkiye örneklerinden. Burada belli bir camii morfolojisi için gösterilen çabalar ve semboller: burada devamlı olarak sembolleri arzu ettiğimiz biçimde yorumlayarak veya yeni semboller yaratarak yeni konotasyonlar, yeni gramerler uydurmak..... Sanıyorum insanoğlu çok fazla sembol zaten üretmiş ve bunlarında çoğunu zaten hemen hemen hepsini dejenere etmiş. Ve bu sembollerin işlerinde hala kullanabileceğimiz çok fazla sernbol varken, bunların yeni, yeni semboller haline dönüştürülmesi çok büyük sorumluluk isteyen birşey, meslekte. O sorumluluğu almak içinde çok fazla bu konularda birikiminiz olması lazım, hiç olmazsa sembolleri bilmek gibi bir sorumluluk var, o bakımdan bunlar bana ilginç örnekler geliyor. Turgut beyin mezarı, yedi değişik sembol biraraya getirilerek tek bir sembol haline getirme uğraşısı. Bu da çok başka sembollerin biraraya getirildiği Kennedy’nin mezarı. Turgut beyinki etkileme amacı güdüyor ama, etkilerken bazen yanlış etkilerde insan yaratabiliyor. Sembolün bunun gibi çok büyük etkileri var. Yürü sembol lisansiye olmayı gerektiren ciddi bir silah gibi.
Sembollerde çift anlam taşıtma olasılıkları var, zaman çok başarılı zaman zaman da çok başarısız. ‘50 üstü jenerasyon. Grundig teyp ömeğinin görüntüsü möblesiyle beraber almak, Su kuleleri; siluete su kulesinin su taşımasının morfolojik yapısını. Grundigle möble arasındaki kavram karmaşası burada yok. Mantar tipolojisi aynen Wrightın Johnson Wax binasındakinin tıpa tıp aynısı. İkiz anlamı kazandırma epey üzerinde durduğum bir konu. Gazete binası. Hem fonksiyon hem de tanıtım amacıyla. Binanın ortasında havanın transfer edilmesi için boşluk. Havalandırmanın buradan transfer edilmesi sırasında, bunun doğal olarak getirdiği konik havanın emişine uyan morfolojiyi en üst katta bir orta dolaşım yerine, bir kozmik harita ile donatarak bunun o kattaki anlamını değiştirdik. Ve bu etrafında dolaşılan başka bir öge, başka bir sembol haline gelişti. Pendulum. Hava akışının kendi içindeki dinamizmini devamlı olarak yansıtan, onu simgeleyen bir unsur. Rotunda ve ortasındaki davlumbazın o kattaki görünümü, ..kozmik hatta tamamen sembolik. Asansörler dinamik düzeyde kütüphaneler haline getirildi. Asansör şaftının dört asansörün arkasındaki beton duvarları 20. asrın kütüphanesi olan tamamen şeffaf yüzeyler. 13 katlık bir yükseklikte 20. asrı herşeyiyle görüntülüyor. Son katta 20. Asrın uzayla olan ilişkiyi sembolize eden son kat. Binanın dışında da aynı tutum. Yazı. Tel modüler şekilde çözülüyor. Tel yuvarlak halde dödürülerek gazetenin negatif olarak -gölgeler- yazılarını yazdık. Şehirlerde semboller ağırlıklı olarak röperleri de teşkil eder. Bir saat kulesi, caminin minare düzeni, kilise çam saatiyle vsıyle gerek kalıcı gerek mesajlar, sinyaller yayan olaylardır ki bunlar mahalle düzeyinde, köy düzeyinde, şehir düzeyinde size röperlerinizi tanımlar. Sembollerin esasında en gizemli ve en güzel tarafı budur. Kendi esas fonksiyonlarının dışında bir anlam de getirebilmeleri. Aradaki derin boşluk iki sokağı birbirine birleştiriyor. Güneş battığında gazetenin gölgesini düşürerek hareketli bir olay yaratıyo. Mahalleliye bu duvarın bir mesaj taşımasını düşündük.
İnsanoğlu sembolleri kendine göre yorumlayamaya açık ve yorumlayabiliyor. Esasında yorumlanan İŞARETLER. Çünkü onların hiçbir sembolik değeri yok. İnsan tabiatın dışında Yorumladığı anda sembolleştirmek durumunda. Burada zoomorfolojik ve benzeri sinyallerin, yorumsal olarak sombolleştirilmesi çok sal havaalanı. Aynı vertebranın ve çözümde de torsonun strüktürel potansiyelini çok iyi analiz edip onu aynı şekilde kirişin taşıma gücüne ve bu dalgalanmalarlan da rijiditesine çok büyük katkısını sağlayan bir izlern. Bu da bir sinyalin sembole dönüştürülmesi ve sonucu. Bu da hemen hemen aynı kavramlar, bu daha enteresan çünkü burda sinyalin sernbole dönüştürülmesinde daha ilkel bir kavram var, yani nerdeyse bu da bir sinyal şeklinde düşünülmüş. Burdan esinlenmesi belki de bizlerin benzetme veyahutta zoomorfolojik ve strüktürel, yapı strüktürü arasındaki ilişkiden geliyor. Fakat kesin olan birşey var ki "rib architecture" dediğimiz yani kaburganın formasyonu ve onun direnç ve statik potansiyelini kaidi hastanesinde, Afrika’da, bu da ödüllü bir projedir, fevkalade aynen yansıtması insanoğlunun sinyalden sembole geçişteki ilginç geçiş serüvenini burada işaretliyor. Ben buna benzer bir strüktür yaptım, bu Çerkezköy’de yaptığım fabrika binası. Genel görünümünü gösteriyorum. Bu vertebranın tek bir elemanı ve burdaki strüktürel potansiyelde gördüğünüz gibi bu gövde esas devam eden bu, bunlar da arkadaki adaleleri taşıması açısından kullandığım yanlar. Ve bunlar tabii belli aralıklarla, merkezlerle devam ediyor. Ben bundan buna geçtim. Aynı şekilde aşağı yukarı 46 m. geçtik bu şekilde. Ve yine aynı buradaki takıları her iki yönde takarak ve 12 m. bu yönde göçerek, 45 böyle şu gövde olarak, bir kiriş strüktürü dizayn ettim. Bunun aralarında kalan boşluldarda da tepe ışıkları oturdu, Bunu da verterbra olarak kabul edebiliriz. Sonuç bu oldu. Bu 12 m.lik modül tamamen kaplamanın getirdiği ekonomik standart veya benim tercihlerimden doğdu. Çevrede de bir dolaşım, distribüsyon alanı var. Ortada da 120m.ye 45 m.lik tek bir boş hacim var, makina parkı. Bu da tekstil binaları için ilginç bir sonuçtu çünkü hemen hemen ilk binadır hatırladığım, bildiğim kadarıyla dünyada açık parklar yapan. Ama tabii makina teknolojisi, üretim teknolojısi o kadar ilerledi ki artık bunları kompartmanlar haline getirmek zorunluluğu kalkmıştı, onu izlediğimiz için burada ona cesaret edebildik. Bunun çift olmasının nedeni tamamen ebadı tek bir taneyle geçip çok ağır kendi ölü yükünü burda bölerek yapmaktı. Onun dışında bunlar 15’er m. olarak üç parça halinde geldi ve yukarda monte ettik. Bu da aynı binanın idare kısmı.
Bu gibi izlenimler sadece zoomorfolojik değil, bütün başka ürünlerin, başka teknolojilerin, başka yaşam biçimlerinin, bu doğal olabilir veyahutta insanoğlunun yarattığı başka buluşlar olabilir;. Bunları çok yakından izlediğiniz zaman mesleğe geçirebileceğiniz çok güzel şeyler yakalayabiliyorsunuz . Tamamen bir uçak kanadından aldığım bir morfolojik değerlendirme sonucunda çıkmış bir konsoldur... Strüktür esasında tamamen yine uçaklarda kullandığımız monokok strüktürlerden oluşuyor. Yani içinde petek var ve ondan sonra da satıhsal. Hemen hemen dünyadaki en güçlü satıhsal malzeme olarak da bunu tanınılayabilinz. Hafif aliminyum ve onun karışımlarıyla yapılan bir strüktür. Özellikle denedim burada, kok perçinli. Aerodinamik sözcüklerle tanımlayabilirsek hücum tarafı ve tabii rüzgarın vurmasıyla olan ilişkisini de hesapladığımız zaman bu konsolu çok basit bir bağlantıyla oraya koyabildik; yoksa Çerkezköy’de bunu uçurur.
Tasarımın belli ARKETlPLERI var, yani buna “iLK BIÇİMLER” diye bir ad taktık ne kadar doğru veya yanlış bilemiyorum. Bunlar tamamen sembol ama bu semboller evrenselleşrniş hatta ama artık dünyanın bazı yerlerinde bazen de birbirinden tamamen ..? olarak geliştirilmiş ama aynı hizmeti veren ögeler. Bu zen görüntüsü, bu 78’de sanıyorum Shangai’de çektim. Burda da bu geçiş, iki dünya ve iki dünyanın arasındaki ilişkide, insanoğlunun tabiatla olan ilişkisini çok net olarak açıklayan bir olgu, çünkü tabiatı anlamak onu yorumlamak istediği anda zaten tabiatın karşısında ve o ikilemin içine düşmüş oluyor insan. Zen bunu çok iyi bir şekilde yakalamış olan bir felsefe. Ve bu felsefenin de içinde iki dünya olarak, bir sizin sübjektif dünyanız, bir de onun dışlanmış olduğunuz ikinci ve izlediğiniz dünya. Bir tanesi sembollerin öbürü sinyallerin dünyası diyebiliriz.
Bu bizim Osmanlı’nın çıkmaz sokak paternini izliyorlar ve onlar da öyle yapıyorlar; mahallenin içinden dışardaki dünyaya bakıyorum ve dolayısıyla o zen boşluğundan geçerek mahalleye giriyorsunuz, sizin o noktada dünyanızın değiştiğini ifade ediyor. Bu da dışardan o dünyaya bakış. Bunun içinde barlar var, insanlar birbirleriyle orada oturuyorlar, vs. Bu zen ve yi haricinde yine de bir çıkmaz sokak prensibinde Osmanlı’nın da ürettiği bir felsefe; maaalesef bu da 1950’lerdeki istanbul planlannda. cul.-de-sac’ların dipleri açılaraktan bilhassa ? planlarında bir kültürün yokedilmesiyle sonuçlandı. Ayn zen deliğini İspanya’da bir binada izleyebiliyorsunuz. Ve dış dünyayla kendi içindeki dünyanın arasındaki boşluğu yine bir Zen boşluğuyla sembolize ediyor. Kırklareli’nde geçen asırdan kalma bir yapı. Daha ziyade bir yırtık, tamamen biçimsel bir sembol, hiçbir fonksiyonu içermiyor ama yine de kullanıyor. Bu benim Orduda yaptığım 1979-80 senesindeki ev ve misafirhanesinin. Misafirhanenin eve bakmasından dolayı, bir iç dünya yarattık. O iç dünyanın Karadeniz’e bakmasından dolayı yine bir Zen yırtığıyla iç dünya ve dış dünya ayınımını yaptık çünkü tamamen Karadeniz’in zonunluluklarından dolayı, yuvarlak bir dış sofa etrafında yayılmış olan odalardan tertip edilmiş bir plan. Ve orda odalardan çıktığınız anda o dış sofa bu delikten olan sizin dış dünyayla olan ilişkınizi. Planı gördüğünüz anda bu sizin hemen aklınıza geliyor, çünkü arketip olarak doğişmemiş ve değişmesi çok zor olan bir sembol ve dolayısıyla bir prototip. Bunu değiştirmeye çalıştığınız zaman başınıza problemi almış oluyorsunuz çünkü bitirmek için çok nedenleriniz olması gerekiyor. Bu da Prost’un planı içindeki bizim açık Hava tiyatrosu. Burada da bir değişiklik yok. Çünkü tekerlek her zaman yuvarlak olmak zorunda.
Şimdi de siluetlerin sembolleşmesine gelmek istiyorum. Semboller esasında sembolik değerlerini arayarak gelişiyor ama, esasında sembolden başka yapacak hiçbirşey yok, zaten herşey sembol. Sembolleri denerken yalnız. bu sembollerin ilerde size neler getireceğini, hangi ortamda, hangi mesajlar vereceğini güç. Sadece Eiffel gibi, ya da benzeri gibi özellikle o siluete oraya o katkıyı dünya fuarlarında yapılan bazı şeyleri sembolize eden yapılar, bunlar haricinde, yani sırf sembol olmak üzere veyahut ta sembolü sırf tanıtım amacıyla orayı kullanmak dışındaki yapılarda siluet sonuçları izlenmeye değer sonuçlar. Nitekim bu yapıda, Saladin camisinde, siluet sembolünden çok gücü göstermek amacı ağırlıklı. San Gimignnoda da siluet konusu var. Burada gördüğünüz kuleler, hepsi birer ailenin başta dar bir sur ile sınırlanmış olan küçük bir İtalyan dağ şehrindeki, Toskana’daki ihtiyaçlarıyla gelen kule mimarisi zamanla aralarındaki rekabetle prestij yarışına dönüşüyor, ama sonunda bu San Gimignano’nun simgesi halinde ve siluetini oluşturuyor. New York Mimoru Yamasaki’nin Twin Towers, World Trade Center. Bu gibi binaların şehir siluetine ne katıp katmayacağının ve ne kadar sembolik olması veyahutta olmaması gerektiği hakkında mimara düşen büyük sorumluluk var. Tabiiki takdir izleyenlere ait, çünkü ben sadece sorumluluğun ne kadar büyük ve zor olduğunu burada vurgulamak için bu slaytı koydum. Burası Kamboçya, 12. Asır Ankor harebeleri,.. üstteki stupaların bir fonksiyonları yok ama sembolik olarak burayı tanıtmak için o zamanki yapı anlayışı içinde.. bir anda sembolleştiriveriyor oradaki mabedi, bunlar hep aranılan anlamlı ve derece derece de sembollerin denenmesi sonucunda gelinen noktalar... .(başka örnekler) Bu bizim İstanbul siluetimiz. Bu de İstanbul siluetimiz. Hiçbir siluet kaygısı taşımayan bir yapı kavramı sizi bir anda çok ciddi bir şehirsel bir kontrpuan sağlayan dört tane blok için izin alabiliyorsunuz ve bunu yaptığınız zaman bu yatay düzeyde ne kadar uzun olduğunu muhakkak görmeniz lazım. Bunların apartman olamalarının dışında ikilen taşıyan sembollerden bahsediyorum, bu burada bunun tam tarsi bir örneği ifade ediyor. Esasında tabii bütün bu gördüklerimiz hepsi anlamsal dünyanın parçaları. Bunlar bizden başka kimseye birşey ifade etmiyor. Bu anlamsal dünyanın ögeleri olarak nasıl ki lisanda akıcı olmak belli bir yetenek, beceri istiyorsa sanıyorum bu sembolleri de seçerek bunların ne kadar üniversal olmaları, ne kadar olmaması, nerelerde bunlara kendiniz de birşeyler katabilirsiniz veya katamazsınız. Bunlar bence mimarlığın hemen hemen bütün sorumluluklarını ve sorunlarını da tanımlayan kısımlar. Zaten orda çok fazla ileriye gitmeden becerinizi sadece seçici rol almak suretiyle tanımlarsanız bence yeterli mimariyi yapmış oluyorsunuz. Ondan sonrası galiba mimari değilde sizin kendi probleminizi mimariye yansıtmak şeklinde galiba oluşuyor; ben o mimarlardan olmamaya çalıştım hep… Teşekkür ederim.


